Yazılım uzmanları arıyorum!
1.Bölüm – Durum Tespiti

İki gün önce Çağlar Erol’un Webrazzi’de yayınlanan “IT’de nitelikli iş gücü krizi ve çözümü” isimli yazısını okuyup Twitter üzerinden paylaştığım yorumlarıma arkadaşlarımdan çok farklı tepkiler almam ile başladı herşey. Bu konuda bir yazı şekillendirmeyi uzun süredir düşünüyor olmama rağmen (çoğu yazımda olduğu gibi bunda da) belli ki bir “Aktivasyon Enerjisi” ihtiyacım varmış :)

Bu yazımda sizinle şirketimizi kurduğumuz zamandan beri yaptığım işe alım görüşmelerinden edindiğim farklı tecrübeleri paylaşmak istiyorum. Lakin şimdiden belirtmeliyim ki bu yazı dizisi malesef mutlu sonla bitmeyecek, varacağım nokta yazının başlığında da paylaştığım şekilde olacak: Yazılım uzmanları a-rı-yo-rum,  şansım varsa çok zor da olsa bazen buluyorum, genelde ise malesef bulamıyorum.

Ülkemizdeki insan profilinden mi, eğitim sisteminden mi, öğrencilerimizin üniversitelere ya da yüksek öğrenime yaklaşımlarından mı yoksa hocalarımızın tutumundan mı bilmiyorum ama özellikle yazılım uzmanlığı alanında ciddi bir sıkıntı olduğuna inanıyorum. Öncelikle bu konudaki durum tespitlerimle başlamak istiyorum, dizinin ikinci yazısında bu tespitlerimi kendimce sorgulayarak ulaştığım nedenleri sizinle paylaşıyor olacağım. Son yazıda ise bu konudaki çözüm önerilerimi sizinle paylaşacağım.

Çağlar Bey’in yazısını okuduktan sonra Twitter aracılığı ile yaptığım yorumlara arkadaşlarımdan gelen tepkiler dışında, özellikle bu alanda yazılım uzmanı, yazılım geliştirici ve benzeri ünvanla çalışan farklı kişilere ait pek çok blog yazısı okuma şansım da oldu. Açıkcası kendimi sektörün içinden biri olarak görsem de malesef iş verenlerle çalışanların arasında bu kadar ciddi görüş ayrılığı oldunu bilmiyordum ki bunu kendi haneme bir eksi puan olarak yazıyorum. Son bir kaç gün içinde gözlemleyebildiğim kadarı ile:

İş verenler;

  • yeterli miktarda kaliteli iş gücü bulamadıklarından şikayetçiler
  • yetenekli iş gücünün mali durumu daha güvenilir olan çok büyük şirketleri tercih etmesinden yakınıyorlar
  • oturmuş maaş beklentilerin gerçekçi olmadığını düşünüyorlar

Çalışanlar;

  • iş verenlerin sömürgeci bir tavırda olduklarından şikayetçiler
  • hakettikleri maaşları alamadıklarından yakınıyorlar
  • hiç bir iş verenin kendileri kadar çalışıyor olmadığını düşünüyorlar

Her ne kadar şu andan itibaren yazacaklarım bir şirket ortağı ve iş veren statüsünde olmamdan sebep subjektif olarak algılanacak olsa da ben tüm düşüncelerimi ve iddialarımı elle tutulabilir somut argümanlara dayandırma çabasında olacağım. Bakalım benim sepetimde hangi yumurtalar bulunuyormuş:

  • Türkiye’de yeterli yeteneklere ve bilgiye sahip yazılım uzmanı oranının çok düşük olduğuna inanıyorum. Bu konudaki en elle tutulur gerekçem çalışanın elde edeceği haklara ait hiç bir ibare olmayan iş ilanlarımıza gelen başvurulara uyguladığımız üç aşamalı eleme çalışması ardından (bir ön eleme, ikiyüz yüze görüşme) teklif aşamasına geçilen aday oranının genelde %10’lardan yukarıda olmaması.  İş görüşmesine gelen ve 4 senelik tecrübesi olduğunu iddia eden birinin “modelleme” örneklemesinde çuvallamasını, “bilgisayar mühendisliği” ile “yazılım mühendisliği” farkını, kendisinin hangisi olduğununu bilmemesini bir türlü kabul edemiyorum.
  • Türkiye’de gerçekten yetenekli adayların büyük teknoloji şirketlerini ya da operatörleri seçtiğini düşünüyorum. Bu konuda özellikle devletimizin sağladığı “yerinde AR-GE desteği” ve de operatörlerimizin 3G lisansı alabilmek için uyması gereken “500 mühendis istihdamı” gibi yan etkileri bence tam düşünülmemiş uygulamaların katkısı(?) büyük. Bunun yanında her ne kadar ekonomik bakış açısından bu tercihi anlamlı bulsam da benim gibi kariyerinde hırsını bir enerji kaynağı olarak kullanan birinin insanların genç yaşlarında içinde yanan ateşi yangına çevirebilecekleri bir yerde çalışmayı tercih etmemelerini anlamakta zorluk çekiyorum.
  • Türkiye’de gerçek anlamda garaj kültürünün hiç bir zaman oluşmayacağını düşünüyorum. Unutmamalıyız ki çoğu kişinin düşündüğünün aksine girişimcilik, en ciddi bilgi birikimi ve en ciddi eforun gerektiği “meslektir”. Kendi işini kurma çabasında olan birinin bulaşıktan satışa, dolap montajından kurumsal kimliğe, lavabo aç’tan fatura kesmeye kadar herşeyi ya bizzat ya da ortakları ile paylaşımlı olarak bilmesi, uykusunda gördüğü rüya da dahil olmak üzere 24 saat çalışabilmeye hazırlıklı olması, tatil, güneş hatta gündüz gibi kavramları bile zaman zaman unutabilmesi gerekir ve malesef kabul etmeliyiz ki ükemizdeki oturmuş çalışma kültürü sürdürülebilir, derin, yoğun çalışma modellerine değil kısa yoldan köşe olmaya odaklanmıştır.
  • Ülkemizde oturmamış garaj kültürü hayal satmayı ve sömürüyü beraberinde getirmektedir. Yukarıdaki temel gereksinimlerinden hemen hiç birine sahip olmayan iş veren için işler çok kısa zamanda kötü gitmeye başladığı için malesef ülkemizde bu durum çok kısa zamanda takım arkadaşlarının sırtına basarak su yüzünde kalmaya çalışmaya kadar gitmektedir.
  • Türkiye’de yetenekli ve kaliteli iş gücünün hakettiğini kazandığına inanıyorum.  Bunun yanında asıl sorun bana kalırsa çoğu çalışanın sebebi bilinmeyen ve asla bilinemeyecek bir şekilde daha fazla hakettiğine inanması. Unutmamalıyız ki ticari bir işletmede çalışan da dahil olmak üzere herhangi bir yatırımın değeri mesaide harcadığı zaman değil yarattığı katma değer kadardır.  İş görüşmelerindeki maaş talebi sorusunun ardından sorduğumuz “Peki bu ücreti almanız karşılığında katma değeriniz ne olacak?” sorusuna, “ofise gelip çalışacağım” şeklinde cevap alıy0r olmamızı ben şahsen kendime açıklayamıyorum. Bunun yanında ülkemizdeki yazılım uzmanı maaşları yetişmiş eleman eksiğinden sebep diğer sektörlerle karşılaştırınca oldukça üst seviyelerde. Bu durum bu sektördeki yatırımları iş verenler için oldukça riskli kılıyor ve unutmayalım ki hayatın her noktasında olduğu gibi fazla kazanç için fazla yatırım yapmak, fazla risk almak gerekir.
  • Müşterilerimiz bize Amerika’daki ya da Avrupa’daki kadar ödemediği sürece biz de çalışanlarımıza ya da adaylarımıza yurtdışı ölçeğinde vaatlerde bulunamayız. Son bir kaç gün içinde okuduğum onca yazı içinde en çok takıldığım konu bu oldu açıkcası. Bana kalırsa yazlım uzmanı olarak çalışan biri “Ben niye Türkiye’de Amerika’daki kadar kazanmıyorum?” sorusunu “İşveren bizi sömürüyor” şeklinde cevaplıyorsa bence acilen bu işi bırakmalı, hatta bütün işi gücü bırakıp ekonominin temellerini öğrenerek işe başlamalıdır. Ülkemizde malesef işverenlerin işverenleri yani bizlerin müşterilerinin ödemeye ikna oldukları rakamlar sektörü şekillendiriyor ve yine malesef tüm çalışanların işi gibi bizim işimizin de “rate-card”ı yurtdışında çok daha yüksek rakamlar içerdiği için kazanılan haklar bu bazda şekilleniyor.

Sektörümüzle ve ülkemizdeki çalışma modelleri ile ilgili şahsi tespitlerimi sizinle paylaşmaya çalıştığım bu yazının ardından bir sonraki yazımda bu tespitlerimin dayandığı nedenleri detaylandırmaya çalışacağım. Sonrasında da umuyorum ki hep beraber bu sorunlara ortak çareler üreteceğiz.

Saygı ve sevgilerimle,
K.

One thought on “Yazılım uzmanları arıyorum!
1.Bölüm – Durum Tespiti

  1. Devran Eroğul

    Genel bir yetişmiş insan sıkıntısı olduğuna katılıyorum. Bunda eğitim kurumları (özeller de dahil) büyük sorumluluğu var. Yıllarca “yazılım uzmanı” eğitimi altında kalitesiz eğitimler verdiler, şu an bu işten büyük karlar sağladığı görülen bazı “eğitim” kurumları özellikle.

    Yazılım ekosisteminde, henüz farklı rollerin yeni yeni oturduğunu ya da oluştuğunu görüyoruz. Eskiden her derde deva bir “programcı” vardı. Oysa, örneğin internet projelerinde, junior, senior yazılım uzmanı, software architect, UI engineer ,veritabanı uzmanı gibi farklı uzmanlıklar ve aşamalar ortaya çıkmış durumda. Projeler daha çok maddi kaynak aldıkça ekipler derinleşecek ve uzmanlıklar belirginleşecek, bu da iş gücünün daha efektif seçilimini sağlayacaktır. Bu gelişme tamamen, teknoloji ve yazılım geliştiren şirketlerin alacakları yatırım miktarıyla doğru orantılı olacağından, ülkemizde bunun istenilen seviyeye ulaşmasının yine de yıllar alacağını düşünüyorum.

    Bu sorun uzun bir süre daha etkisini yaşayacağımız bir sorun olacak, her işletme kendi eğitim metodolojisini oturtup uzun vadeli hareket etmeli. Başka yolu yok görünüyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir